Perşembe, Ağustos 09, 2012

Ne güzel demişsin canım dedem...


         Rahmetli dedem M.Yaşar Ebeperi... Yıllar geçti sen gideli ama hala sen aklıma gelince dolar gözlerim ya da hala filmlerde dede-torun ilişkisi görsem ağlamadan duramam... Sen gittin ama dayım senin şiirlerine bir kitapta can verdi. Senin kitabında... Halk ozanı dedem benim... Biliyorum hep bizimlesin... 

        Dedemin bir şiirini paylaşmak istedim. Ne de güzel demiş...


ÇUL DA VERMEZLER

Zengin üstüne giyer, elbise yeni,
Rahat, yolda salar ayağı, eli,
Kadife minderdir her zaman yeri,
Fakir oturmak isterse, çul da vermezler.

Vücut yoruldu mu istiyor mola,
Millet baba diyor paraya pula,
Zengin taksi ile gidiyor yola,
Fakir yolda yürüse yol da vermezler.

Bu işler bizleri düşürdü vallahi derde,
İyilik yaparsan bilinmez nerde,
Zenginler çok ipler kırıyor her yerde,
Fakir dışarı çıkmıyor, kalıyor evde.

Bu işler dostlarım içimi yaktı,
Genç yaşta haksızlık belimi büktü,
Zenginin kızı, kırk bine çıktı,
Fakirin kızına, yüz de vermezler.

Zenginin hastası uçakla gider,
Zengindir, kendisi merak mı eder,
Hastayı duyan evine gider,
Fakir ölüyorsa su da vermezler.


Misafir zengin ise kapı açılır,
Altına minder koltuk atılır,
Sofraya çeşit çeşit nimet saçılır,
Fakir ölse de su da vermezler.

Parası olana diyorlar zengin,
Gezerken muhakkak ara bul dengin,
Seni kurtarmaz evdeki sergin,
Fakir isen kiralık ev de vermezler.

Zengin çalışır malını yemez,
Herkesi  kendi  bilir fakire vermez,
Azrail gelince canına değmez,
Fakire fukaraya çul da vermezler.


M. Yaşar EBEPERİ

Cumartesi, Ağustos 04, 2012

Gidememek-Gitmemek?


Parmak uçlarım gitmek istiyor bu gece...
Gitsinler tabii, durdukları kabahat.
'Yürek' yürek olsa belki o da giderdi
Ama yeltenmedi.

Salı, Temmuz 24, 2012

İyi tatiller :)




    Uzun bir aradan sonra bloguma yazmak... Özlemişim :) Tatil güzel şey sıcaklardan bunalsak da, boş oturmaktan yakınsak da, ayılıp bayılsak da güzel şey :) Ve ben tatilde yapılacak en güzel şeyler liste(m)sini yapmaya kadar verdim.

1) Tabiki denize girmek
2) Bronzlaşmak 
3) -Kesinlikle- Kumsalda kitap okumak
4) Kumsal dışında kitap okumak
5) Akşamüstü kordonda bira-patates ikilisinin keyfini çıkarmak
5) Soğuk duş alıp saçları kurutmamak
6) Bilumum dizi,film izlemek
7) :)
8) Alaçatı'da gezip bilekliklere göz atmak
9) Wakeboard yapmaya özenmek
10) Yatıp yuvarlanmak.

Haydi iyi tatiller :)



Perşembe, Haziran 21, 2012

"Üşümek"

        



        Derya 22 yaşında, fazla konuşmayı sevmeyen, iri gözlerinin zeytinlerle yarış içinde olduğunun farkında olmayan kendi halinde bir kızdı. Hem okuyup hem çalışıyordu. Harçlığı çıkıyordu hiç olmazsa.

        Yine çok yorucu bir günün ardından evine dönmek için vapura binmişti. Kulaklığını taktı-her zamanki gibi- en sevdiği radyo kanalını açtı ardından daldı düşüncelere...Neler mi geçiyordu aklından? Neler geçmiyordu ki...Onu -onları- terk eden babasını mı düşünsündü yoksa oturdukları evin vermekte zorlandıkları kirasını mı? Hayat zordu yaşadıkları ütopyada. Belki çekip gitmeliydi. Ama nereye giderdiki insan? Hele ki bir anne ve bir kardeşe sahipse o insan... Kulağında vızıldayan sivri sinekle kendine gelmiş gibi yapmış bir iki dakika geçmeden başka düşlere yelken açmıştı. Burnuna değen denizin kokusunu içine çekti,çekti...Ta ki özümseyene, onunla bir olana kadar.Sonra bir korku kapladı içini. Nedendi bilinmezdi. Gözünün önünü kaplamıştı bir gölge. Durdu,dinledi...

      Deniz karası saçlarını yüzüne değdiriyordu rüzgar ve şehrin sahte ışıklarından habersiz üşütüyordu açıkta kalmış kollarını. Üşümek güzeldi...

Perşembe, Mayıs 31, 2012

Külahta dondurma



Ben bugün mezun oldum...Ben bugün üniversite yıllarımdan ayrıldım, ben bugün dört yılda kurmuş olduğum güzel arkadaşlıklara, üzerimde emeği geçen öğretmenlerime, bölümün ortasına, geride kalanlara, Kafetto'ya, Villa Grilla'ya, eskimiş piyano tuşlarına, küçük çalışma odalarına, dolabıma, oyun dans müzik odasına, arka bahçeye, çardaklara, güzel öten kuşlara, mis kokulu ağaçlara,çiçeklere, öğrenci kimliğime, turnikelere, 7 numaraya, konserlere daha aklıma gelmeyen birçok şeye elveda dedim...Neler bekliyor şimdi beni? Öncekiler,şimdi ve sonrası...

Çok hızlı eriyip gitmedi mi zaman? Zaman külaha konmuş iki,üç top dondurma gibi. Bense -küçük elleriyle külahı tutamadığı için dondurması yere düşen- bir çocuk gibiyim. Öylece bakakalmışım yere, belki bir iki damla yaş ile birlikte. Bir külaha bakmışım bir de 'siyah,beyaz,pembe' renkli üç top dondurmaya.

Birbirine karışmış yerde yatan üç renk. Yokuş aşağı akıp gidecekleri yerde inatla tırmanya çalışıyorlar yukarı. Yer çekimine karşı gelen, yukarı tırmanan üç renk. Tırmandıkça yorulan, yoruldukça tırmanan...

Cumartesi, Mayıs 26, 2012

Bugün neden gelmedin?

Uzakta birisi mi var?
Kestiremiyor gözlerim...
Siyah bir gölge gibi sanki,
emin olamıyor aklım.
O sırada dinlediğim şarkının tesiri mi bu?
Yoksa gerçekten birisi mi var orada?
Sesleniyorum boşluğa...
Bir çıtırtı duyuyor gibi oluyorum,
seçemiyor kulaklarım
Sonra gittikçe uzaklaşıyor gibi oluyor gölge,
bense hiçbir şey yapamıyorum.
Sadece bir el kalkıyor
Benim elim sanki,
idrak edemiyorum...
Kalkıyor el,
yetmezmiş gibi sallanıyor bir de.
Bir sağa bir de sola.







Cuma, Mayıs 25, 2012

görmedim,duymadım,bilmiyorum.








Geceye açılırdı gözlerim
bakardım,
göremezdim.
Rüzgara açılırdı kulaklarım,
duyardım,
ürker kapatırdım.
Konuşmaya açılırdı dudaklarım
bilirdim,
bağıramazdım.


           

mesela...








Bir şarkı dinlersin mesela,
Vurur yüzüne yine yaşanamayanlar.
Ya da bir kitap okursun,
Umarsızlaşır hayat aniden.
Bir adam seversin mesela,
Kendini ifade edemez,
Ürkersin...
Yine,
Yeniden.


"Valla Suçsuzum abi..."

         




          İnsanoğlu nankör,bencil derler de inanmayız.bir de burdan bakalım nankör müyüz,bencil miyiz,değil miyiz ?

         Diyelim ki sabah uyandınız 1 saat içinde evden çıkmanız gerek. Saati 07:00 a mı kurdunuz yataktan çıkmanız zaten 07:15.Yüzünüzü yıkadınız,giyindiniz,bişeyler yediniz hadi,oldu 07:45. Sonra saçtır makyajdır...O da bitti tamam.sonra oyalanır da oyalanırsınız. Anahtarı arar bir türlü bulamazsınız. En son baktığınız yerde bulduktan sonra tam çıkacaksınız giymiş olduğunuz kazakta leke olduğunu görür üzerinizi değiştirmeye koyulursunuz. Evden çıkar, koşar adımlarda durağa gelirsiniz. Siz gelmişsinizdir ama otobüs yoktur bir türlü de gelmez. Aksilik bu ya. Aslında olsa olsa 15 dk beklersiniz.(15 dk= uyanmak ile uyanamamak arasında geçen süre). Geldi otobüs bindiniz. Şöföre surat yapıyorsunuz."nerde kaldın abi?" edası var yüzünüzde.(hemen de farkeder ya şöför). İlerlediniz yer yok,etrafınız sarıldı nefes bile alamamaktasınız.Trafik de sıkıştı tam oldu.Ah bu yollar...Neyse hadi şöyle böyle geçti zaman vardınız gideceğiniz yere.Başlarsınız panik içinde anlatmaya:"kusura bakmayın hep otobüs yüzünden çok geç geldi.yollar deseniz..yani gerçekten benim suçum değil..." İnandırdınız ya da inanmış gibi yaptılar.

        Yazın kavurucu sıcağında azıcık olsun ferahlamak istediniz. Çıktınız yola. Yanınıza da aldınız mangal malzemelerini. Oh değmeyin keyfinize.Vardınız kumsala.Var mı deniz kum güneş gibisi?..Güneşlendiniz.İş denize girmeye geldiğinde mızmızlanırsınız."Çok soğuk bu su ya giremiycem sanırım"Afedersiniz ama elimizde bu var kalmadı daha sıcağı.(!) Okul dönemlerimize bakalım. Sınav tarihleri yaklaşık olarak bellidir aslında ama ders çalışma şevkimiz hep bir gün öncesinde ziyaret eder bizi. Kahvenizi yaptınız tam oturacaksınız zil çaldı.Hay aksi.Arkadaşınızdır gelen."Naber ya baktım tek olmayacak,dedim gideyim şuna beraber çalışalım."Daldınız sohbete geçti vakit. İçilen kahvelerde bir yere kadar uyuyup kaldınız oracıkta. Ertesi sabah geçirdiğiniz en verimli sınavlardan biriydi.2 hafta geçti,notlar asıldı. Nasıl olduysa hoca çok düşük vermiş size.Bak sen şu hocaya(!)

         Bunun gibi daha bir sürü şeyden bahsedebiliriz. Bahaneler üretip dururuz. Aslında otobüs değildir geç kalan,sizsinidir. Deniz değildir soğuk olan;vücüdunuzun sıcaklığı fazladır ya da hoca değildir düşük veren;bizzat kendiniz almışsınızdır o notu. Hep bir neden sonuç ilişkisi içindedir süregelen hayat. Nedenini bilemediğiniz konularda sonuca da varamazsınız. Bu yüzdendir ki işte aralarda yaşarsınız hayatı.

okulla ev,
çocuklukla yetişkinlik,
denizle kara,
tümceyle sözcük,
gürültüyle sessizlik,
ışıkla karanlık,
ilgiyle ilgisizlik,
hatta ad ve soyad,
benlik ve ruh arasında.
siz ve içinizdeki siz arasında yaşarsınız hayatı.





Salı, Mayıs 22, 2012

Güle güle 2008 girişliler...




Öğrencilik hayatımın son günleri...-İnanası gelmiyor insanın- hala durup düşünüyorum ellerim harflere dokundukça...Üniversite hayatı bir başkadır derler ya hani gerçekten öyle i(miş). Benim arkadaşlarım başkaydı,arkadaşlıklarım...Seneye okul başladığında tekrar bir arada olamadığımız zaman anlayacağız sanırım,hayatımızda önemli bir yolun sona erdiğini ve diğer önemli yolun başına geldiğimizi...

Neler yaşamadık ki...Yazlıklara mı gitmedik, lunaparkta kamikazeye mi binmedik, çimlerde oturup biralar mı içmedik,yeni yıla birlikte girmelerimize ne demeli? :) En kötüsü erkeklerin evi hep pisti ve kızlar 4 yıl boyunca yardım etmeye mahkümdü... Sonra doğum günlerimiz hiç ayrı geçmedi. Gülmelerimiz ağlamalarımız bir oldu. Kırmadık mı hiç birbirimizi? Elbette isteyerek ya da istemeyerek bir şekilde kırdık birbirimizi. Gruplaşmalar olmadı mı? Elbette oldu. Her insan birbini sevmek zorunda değildir elbet ama en azından saygılıydık çoğu kez. Hayat gün geçtikçe sorumluluklar kumbarasını biraz daha dolduruyor ve ağırlaşan kumbara bazen bizi 'biz' olmaktan çıkartıyor. İşte böyle 'an'larda bağırdık çağırdık belki, belki kırdık, belki küstük, belki pişman olduk, belki pişman bile olmadık. Çünkü biz her şeyden önce 'insan'dık. Duygusunu yitirmeyen,Atatürk'ün izinde ilerlemeye and içmiş öğretmen adaylarıydık biz. Haksızlığa sus demeyenlerdendik biz. 2008 girişliler biz iyi ki biz'dik.


 
Pelin Çivi iyi ki varsın uyuyan güzel,
Behsat Kaan Sarınç iyi ki varsın romantik prens,
Hazal Ermin iyi ki varsın hızlı okuma kursumuzun birincisi :)
Ceyhun U-luğ! iyi ki varsın Okan Bayülgen :)
Aslı Birinci iyi ki varsın hülya bakışlı,
Ali Özbay iyi ki varsın besteci,
Miray Seçer iyi ki varsın güzel ev arkadaşı,
Alican Büyükaşık iyi ki varsın dans partneri,
Merve İşbilen iyi ki varsın Carmen,
Erman Kun iyi ki varsın rahat adam,
Selin Sinanoğlu iyi ki varsın kendisi minik ama yüreği büyük kız,
Teoman Gürses iyi ki varsın küçük abi :)
Selin Öksüz iyi ki varsın, flüt prensesi,
Ahmet Ali Murat iyi ki varsın gitar prensi :),
Ece Barboros iyi ki varsın spagat açan kız,
Evren Özyünlü iyi ki varsın derslerde bir kez bile uyanık göremediğim adam,
Melike Ağaoğlu iyi ki varsın sessiz ve iyi niyetli arkadaşım,
Oğuzhan Çınlar iyi ki varsın sınıfımızın en en en espirili insanı :)
Emre Koptur iyi ki varsın Capture,
Olcay Açarı iyi ki varsın turuncu,
Orhun Akınönder iyi ki varsın uzun ve kısa saçlarınla :)
Bilgesu Yıldırım iyi ki varsın etnik insan,
Gürkan Er iyi ki varsın müzisyenin dibi,
Yiğit Yavuz iyi ki varsın "ya delircem!" (delirmeden gidiyosun:))
Gurur Özçelik iyi ki varsın yakışıklı prensimiz
Şule Aydın iyi ki varsın,
Tuğçe Bekan iyi ki varsın,
Emre Sözen iyi ki varsın,
Ümit Aydıner iyi ki varsın,

ve güle güle 2008 girişliler...

Hepinizi çok seviyorum, çok özleyeceğim.



Cumartesi, Mayıs 12, 2012

'ben ya da sen'


Batmak üzere olan güneşin son çırpınışları gibiyim bazen... Öyle inatçı, sabırsız...Öyle turuncu...
Güneşi son kez kucaklamak isteyen bulutların özlemi gibisin bazen... Öyle mahsun, dalgın...Öyle gri...



Çarşamba, Mayıs 02, 2012

Işığını Kaybetmeyenler'e...

Bütün bu koşuşturmalar ne için hiç bilmiyorum. Sonunu göremediğim upuzun bir yol... Upuzun mu dedim? Nerden bilebilirim ki? O zaman şöyle diyeyim, sonunu göremediğim zorlu karmaşık bir süreç.. Ne zaman biter,nasıl sonuçlanır hiç bilmem... Ya da biter mi? Yine döndük başa...Okullar niye vardır? Öğrencilerin belli bir süreç içinde, iyi yönde davranış değişikliği yaşamaları için mi yoksa öğretmenlerin bağırıp çağırarak kendilerini rahatlatmaları için mi çözemedim gitti.

Staja gittim bugün yine-her çarşamba olduğu gibi-bana ayrılan ders saatinde etkinlikler yapmaya çalıştım kendimce.Yöntemler hazırladım, ilgilerini çekebilecek oyunlar oynattım ama nafile.. Pür dikkat dinleyen de var orası ayrı, nasıl güzel dinleyip uyguluyor 'bazı' çocuklar. Fakat sınıfın genelinde bir sorun var. Cevap veriyorum: GÜDÜLEREK YÖNETİLMEYE ALIŞTIRILMIŞLAR. Biz toplum olarak da alışığız buna gerçi fakat birisinin, birilerinin dur demesi gerek değil mi sizce de? Evet düşününce küçücük bir noktayız evrende, evet yine düşününce değiştirmek zor belki oturmuş bazı düzenleri ama imkansız mı? Bilemiyorum inanmak istemiyorum, imkansız demek istemiyorum. Oysa ne de güzeldi Köy Enstitüleri, ne de güzeldi Hasan Ali Yücel'ler, İsmail Hakkı Tonguç'lar...Ya Talip Apaydın'lar, Necmiye Yangöz'ler? Yaşamak isterdim o dönemlerde...

Tarih 02.05.2012. Ne yazık...Küçücük çocuklar alışmışlar bağırılınca susmaya. Haftada iki saat giderek nasıl değiştireyim ben onları? İlerde kendi sınıfım olursa şayet, orda temelden yetiştirim inancı var bir miktar. O da yok olmak üzereyken nelere sarılıp nerelerde avunmalıyım bilemez oldum. Bütün bu koşuşturmalar ne için hiç bilmiyorum. Sonunu görmek için araladım kapıyı, üstüme kapatmaya çalışanlara inat...


Salı, Nisan 17, 2012

-Otizm Farkındalık Ayı- Otizm ve Müzik

    


  Yanılmıyorsam bundan iki yıl önceydi…Okulumuza-bölümümüze- otizmli bir çocuk gelmiş,piyano konseri vermişti. İsmini hatırlamasam da çehresi ve yapmış oldukları aklımdan çıkmayı başaramadı.
     Sadece piyano çalmaya odaklanmış, piyanonun taburesine oturmuştu. Başladı, iyi gidiyordu. Hata yaptı, baştan aldı. Sonra yine,yine…Sinirlenmişti. Bağırır gibi sesler çıkardı. Doğruyu yapana kadar direndi ve mutlu bir şekilde devam etti…
     İki yıl sonra bugün izlediğim Beril de iki yıl önce gelen çocuk gibi otizmliydi. Takım elbisesinin içinde bu işe ne kadar önem verdiğini adeta bağıran bir beden vardı. Üstelik kendi seçtiği ceket-gömlek-pantolon üçlüsü gayet başarılı bir seçim olmuştu. O da belki de tanımadığı ama hayata onunla benzer bakan arkadaşı gibi yalnızca işine odaklanmıştı. Piyano çalmaya gelmişti ve çalmak istiyordu. Güzel başlamıştı, arada hatalar yapsa da çaktırmayıp devam etmeyi seçti. İyisi de buydu zaten. –Durumuna uygun bir nota yazısı kullanan öğretmeni sabırlı görünüyordu. Sabır ve sakinlik önemli şeyler… - Her parçasının bitiminde kalkıp selam veren Beril, tekrar oturup bir sonraki parçayla devam etti. Üstelik önünde notalar(özel olarak yazılmış) bulunmasına rağmen hiç onlara bakmayıp ezbere çalarak bitirdi konserini.
     Konserin ardından konuşan annesi, durumu öğrendiğinde çok şaşırdığını ama çabuk atlatması gerektiğini bildiği için öyle davrandığını anlattı. Hiç konuşmayan, göz temasını da kesen iki yaşındaki bir çocuğu ilk defa doktora götürüşünü ve şimdiye kadar geçen süreci anlattığında sabrına hayran olmamak mümkün değildi.

       Şuan hala yedinci sınıfta kaynaştırma öğrenci olarak öğrenim gören Beril, çok konuşmasa da kendisini ifade edebileceği cümleleri kurmaktan memnun hayatına devam ediyor. İç dünyası ve piyanosuyla konuşarak…

     

Çarşamba, Nisan 11, 2012

"Öyle Sanma'lar"


Bildiklerimiz aksi kanıtlanıncaya kadar yer eder beynimizde ve biz 'öyle sanmalar' havuzumuzu biraz daha doldururuz hepsi bu.

Küçükken bulutların hep yukarda olduğunu 'san'ardım. Hep en yukarda en en yukarda..Bulutlar öbek olmuş gezinirken ben onlara anlamlar yükler, onları kişileştirir, onlarla oyun oynardım. Belki de en zevk aldığım şeylerden biriydi bu. Bayılırdım düşler aleminde gezinmeye. Çimlerde yuvarlanmak ne güzeldi. Sonra sırtüstü yatıp 'onlar'ı izlemek...Bunlar gerçekti öyle laf olsun diye yazmıyorum-sevmem laf olsun diye yazılıp çizilenleri- .Sonra ne mi oldu? ... Günün birinde- uçağa bindiğimde-önce yan yana geldiğim, ardından altıma aldığım bulutlar şaşkınlığıma anlam veremeden bakakaldılar çehreme. Önce bir afalladım hani bulutlar hep en en yukardalardı? Ben küçük dünyamda onları oraya sığdırmıştım bir güzel. En yukarda mutluydular onlar -en azından ben öyle 'san'ıyodum.- Düşündüm,tekrar baktım A-27 koltuklu küçük penceremden. Yanımdalardı...Başladım yine hamur misali bulutlarla oynamaya...

Anladım ki baktığın yermiş önemli olan ve bulunduğun mekan. Nereden ve nasıl baktığınmış yani...Dakikalar geçtikçe büyüdüm,büyüdükçe küçüldü bulutlar; evet küçüldüler ama kaybolmadılar...






Salı, Mart 27, 2012

Geç Kalınmışlık

geç kalmışız ona, buna, şuna..
yağmura, gökyüzüne, güneşe
ya da ne bileyim markete, okula,
otobüse,dolmuşa..
tam yapma zamanı gelmişken ertelemişiz bi'şeyleri
unutmuşuz...
adım atmaya, düşünmeye, sevmeye geç kalmışız
gündüze, geceye
denize,martıya..
yani güzel olan her şeye geç kalmışız
konuşmaya,anlatmaya,
kendimize geç kalmışız; hayata..
bi' tek susmaya geç kalmamışız
başlıyoruz işte yeniden
bir... iki... üç... tıp.

Not:

Neden niye diye sorma
oldu bitti işte yorma.
Ne geçmiş ne gelecek
kendini şimdiye sakla.
Gün gelir devran dönerse eğer
ve döndüğünde orada bulursa seni,
korkma yaklaş kendine.
Belki acıydı çektiğin
belki adı yoktu.
Neyse artık sananeydi..
Belki güvendin kendine,
belki başkasını kendin saydın,
güvendiğin dağlara karlar yağdı belki..
Öyle olduysa eğer,
unut gitsin düşünmeden.
Akrep yelkovanı kovaladıkça,
sen de koş, geri kalma
çok hızlı olma,
yerinde de sayma.
Ne geçmiş, ne gelecek,
evet, kendini 'şimdi'ye sakla.







Her şey biter mi?

        





 Kendini, anneni-babanı, arkadaşını,öğretmenini kısacası hayatına şöyle ya da böyle girmiş insanları sorgulamaya başladığın an'dır büyüdüğünü hissetmek. "Hayat'ına şöyle ya da böyle girmiş?" Hayat'ın ne demek olduğunu bilen var mı? Sanattır bence. Biraz teşbih(benzetme), biraz mübalağa(abartma), az biraz teşhis(kişileştirme), bir o kadar tariz(iğneleme) ve çoğu kez tecahül-i arif(bilip de bilmezden gelme)'tir bana kalırsa.

 Peki ya hayatta her şey biter mi? Belki üzerine yenisini koyarsın,tamamlarsın bir öncekini ya da baştan yaratırsın. Ama bitmiş olmaz,bitmez,bitemez. Bittiğini sanırsın, çerçevenin dışına çıkıp yaptığın işe gururla bakarsın-tamamladığını düşündüğün tabloya-. Ya sonra? Bitti öyle mi? Peki diyelim ki bitti ardından ben gelip dokundum o'na, hissettim. Son noktayı ben koydum. Ne yani ben mi bitirdim şimdi? Ben mi bitirmiş oldum? Ya da bitirmiş mi oldum? Bumerang hesabı yani...

Ben diyorum ki bitmez hiçbir şey-duygular ve 'an' hariç- ...